8 Saatlik İşgünü Mücadelesi ve 1 Mayıs'ın Doğuşu
1 Mayıs, işgünün kısaltılması yolundaki mücadelelerin ürünü olarak doğdu. 8 saatlik işgünü mücadelesini yükseltmek üzere bir genel grev örgütlenmesi kararına ilk varanlar, Avustralyalı işçiler oldu. 21 Nisan 1856'da Avustralyalı işçi örgütleri 8 saatlik işgünü için bir günlüğüne iş bırakmayı kararlaştırdılar. İlk genel grevin ardından, aynı örgütler bu hedefe ulaşıncaya kadar her yıl aynı tarihte iş bırakmaya karar verdiler.
1866 yılında da I. Enternasyonal Cenevre'de toplanan dünya kongresinde aldığı kararla, bütün ülkelerin işçilerini 8 saatlik iş günü için elbirliği içinde mücadele etmeye çağırdı. Ancak I. Enternasyonal, uluslararası çapta bir işçi eylemini örgütleme gücüne sahip değildi. Bu yüzden 8 saatlik iş günü için Cenevre kongresinde alınan karar bir dilek olarak kalmıştı.
Öte yandan, Amerikalı işçi örgütleri de, Avustralyalı sınıf kardeşlerinden 30 yıl, Enternasyonal'in Cenevre kongresinden 20 yıl sonra, benzer bir girişimde bulundular.
1886 yılında ABD'deki belli başlı işçi örgütleri 8 saatlik işgünü için 350 bin işçiyi kapsayan ülke çapında bir grev başlattılar; günlerden 1 Mayıs'tı. Bu grev sürerken, daha üçüncü gününde, polis grevci işçilere ateş açarak dört kişiyi öldürdü. Şikago kentinde, anarşist işçi önderlerinden August Spies, bu olayların ardından işçileri silahlı direnişe çağırdı. Ertesi gün işçiler bu kentin Haymarket meydanında toplandılar. Polis kuvvetleri de aynı yerde önlem almışlardı. Mitingi dağıtma bahanesiyle işçilere saldırdılar. Bu anda, polislerin üzerine bomba atıldı. 66 polis yaralandı yedisi öldü. Aralarında Spies'ın da bulunduğu 8 anarşist işçi tutuklandı. Bu militanlar işçilerin arasında ve kamuoyunda yaygınlaşan deyişle “Şikago sekizleri” diye anılmaya başladı.
İşçilere bir ders verilmesini isteyen patronlar bu sekiz militanı astırmaya kararlıydılar. Buna karşılık işçi sınıfından yana güçler, Avrupa ve ABD'de “Şikago sekizleri”nin serbest bırakılmaları için kampanyalar başlattılar. Ne var ki bunlar istenen sonucu vermedi; mahkemeden bir yıl sonra “sekizler”in dördü, Albert Parsons, August Spies, Adolph Ficher ve Georg Engel asılarak idam edildiler. İdam cezası almayan Louis Lingg ise, arkadaşlarının idamını protesto maksadıyla hapishanede, üstelik temin ettiği dinamitle intihar etti.
Devletin işçilere dönük bu sert saldırısı ABD işçi sınıfını yıldırmaya yetmedi. 1888 yılının başında, Amerikan işçi örgütleri 1890 yılının 1 Mayıs'ında yeniden büyük bir genel grev örgütlemeyi kararlaştırdılar.
1 Mayıs Uluslararası İşçi Günü Oluyor
Temmuz 1889’da, dünyanın belli başlı işçi örgütlerinin temsilcileri Paris'te toplandılar. Avrupa, Asya ve Amerika'nın başlıca işçi örgütlerini temsil eden 400 delegenin katıldığı bir İşçi Kongresi toplandı. Tabii ki işçi sınıfının acil ve güncel sorunlarının ele alındığı tartışmaların yürütüldüğü bu kongre sırasında, iş gününün kısaltılması için mücadele de gündeme geldi.
Bu gündemde bir Fransız sosyalisti, Bordo'lu işçi Lavigne, Avustralya ve ABD'li işçilerin benimsedikleri genel grev eylemini dünya çapında yaygınlaştırmayı önerdi. Paris kongresi bir yıl sonra tüm dünyada 8 saatlik işgünü için ortak bir eylem örgütlenmesini kararlaştırıldı.
Amerikalı sendikacı Gompers Paris Kongresi'nde kararlaştırılan eylemin 1890'ın 1 Mayıs gününe rastlatılarak Amerika'daki genel grevle aynı günde yapılmasını önerdi; bu öneri de kabul edildi.
8 saatlik işgünü talebinin işçi sınıfının uluslararası çapta mücadele birliğine hayat vermesi sayesinde, O günden beri 1 Mayıs işçi sınıfının uluslararası birlik ve mücadele günü olarak anılıyor.
O günden beri her 1 Mayıs'ta dünyanın her köşesindeki işçilerin artık kendi ulusal mücadele tarihleri içinde de anacakları bir mücadele günü var. Dolayısıyla farklı ülkelerin farklı bir tempo ile gelişen işçi hareketlerinin, aynı tarihi eylem içinde yaşamasını sağlayan bu tarihsel dönemecin özel bir anlamı vardır.
Nitekim 1890 uluslararası genel grev eylemine karar veren ve bu eylemi örgütleme sorumluluğunu üstlenen 1889 Paris Kongresi de, sonradan İkinci Enternasyonal adını alacak olan örgütlenmenin kuruluş tarihi olarak kabul edilir.
Zira Paris Kongresi'ne delegelerini göndermiş olan örgütler bundan sonra düzenli bir biçimde toplanmaya ve işçi hareketinin uluslararası ve ortak sorunları üzerine tartışıp ortak bir yürüyüş çizgisi tutturmaya karar verdiler.
Paris Kongre'sinin delegeleri de, 1890 1 Mayıs'ında iş bırakan yüzbinlerce işçi de 1 Mayıs'ın süreklileşeceğinin ve işçi hareketinin mücadeleciliğinin bir barometresi haline geleceğinin farkında değillerdi.
İlk uluslararası 1 Mayıs eyleminden 4 yıl sonra Rosa Luksemburg bunu şöyle değerlendirdi:
"Kongre, tüm ülkelerin işçilerinin 1 Mayıs 1890'da 8 saatlik işgünü için hep birlikte gösteriler yapmasını kararlaştırdı. Kimse bu kutlamanın daha sonraki yıllarda da tekrarlanmasından söz etmedi. Doğal olarak kimse, bu düşüncenin bir şimşeğin çakışı gibi başarı kazanacağını ve işçi sınıfları tarafından kısa zamanda benimseneceğini önceden kestiremezdi. Bununla birlikte, 1 Mayıs'ın her yıl kutlanacak sürekli bir kurum haline getirilmesinin gerekliliğini herkesin kavraması ve benimsemesi için, 1 Mayıs'ın yalnızca bir kez kutlanması yetti.
İlk 1 Mayıs'ta 8 saatlik işgününün uygulanması talep edildi. Ama bu hedefe ulaşıldıktan sonra da, 1 Mayıs'ın kutlanmasına son verilmedi. İşçilerin burjuvazi ve hakim sınıf karşısındaki mücadelesi devam ettiği sürece ve tüm talepleri karşılanmadığı sürece, 1 Mayıs işçi sınıfının bu taleplerinin her yıl dile getirildiği gün olacaktır. Daha iyi günler doğduğunda da, büyük bir olasılıkla insanlık o zaman da 1 Mayıs'ı geçmişte verilen zorlu mücadelelerin ve çekilen acıların anısına yine kutlayacaktır."
120 yıldır, 1 Mayıs dünyanın heryerinde işçiler için kah geçmiş mücadelelerin anıldığı, kah kimi kısmi kazanımlar için bayram edilen, kah zorlu kavgalara sahne olan bir gün olarak yaşanıyor. Her halükarda 1 Mayıs hala bütün dünya işçilerinin belleklerinde aziz bir yer tutuyor.
- Yazıcı-dostu sürüm
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun



