1908 Grevleri: Kölelik Koşullarına İsyan
Osmanlı Devleti'nin ilk kapitalist işletmeleri, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı sermayesi tarafından kurulan limanlar, maden ocakları vb. oldu. Fabrika üretimine geçilmesi ise daha sonra gerçekleşti.
Osmanlı Devleti'nin ilk anonim şirketi. Boğaz'da gemilerle yolcu taşımak üzere kurulmuş olan Şirket-i Hayriye'ydi. 1849'da kurulan bu şirketin ardından, 19, yüzyılın ikinci yarısında bankacılık, sigortacılık, demiryolu, madencilik, elektrik, su gibi hizmetlere yönelik pek çok anonim şirket faaliyete geçti.
1836'da Bank-ı Osmani ve Aydın-İzmir Demiryolu Şirket-i Osmaniye'si kuruldu. Bu ikinci şirket, Anadolu'da ilk demiryolunu inşa etti. Daha sonra pek çok Batılı şirket, demiryolu alanında yatırımlarda bulunarak demiryolu ağının hızla genişletilmesini sağladı. Çoğu yabancı sermayeyle kurulan ve genellikle Avrupa başkent/erinden yönetilen bu şirketlerin arasında, yabancı sermayeye başvurulmadan kurulmuş anonim şirketler yalnızca Şirket-i Hayriye ve Ziraat Bankası’ydı.
Bu işletmelerde doğan ücretli emek ihtiyacı, topraksız köylülerden ve ekonomik sıkıntılardan dolayı dükkanlarını kapatmak zorunda kalan zanaatkarlardan karşılanıyordu, işçilerin büyük çoğunluğu, toprakla olan bağlarından tam anlamıyla kopmamışlardı; yılın belli aylarında köylerindeki topraklarında, diğer aylarında ise demiryollarında, madenlerde ve diğer kuruluşlarda çalışıyorlardı.
Yabancı sermayenin Osmanlı pazarını tamamen ele geçirmesi, özellikle el sanatlarıyla uğraşan kesimin, örneğin demircilerin, dokumacıların, dökmecilerin varlığını tehlikeye düşürmeye başlayınca, alınan bir takım önlemlerle yerli sanayinin geliştirilmesine çalışıldı. Gümrük resminin artırılması, esnaf gruplarını birleştirerek şirketler kurulmasına önayak olmak, sanat okulları açmak şeklindeki bu önlemler pek başarılı olamadı ve yeni gelişmekte olan sanayi alanında Batı sermayesinin egemenliği pekişerek devam etti.
Özellikle Adana bölgesindeki pamuk tarlalarında çalışan mevsimlik tarım işçileri ilk yan-köylü işçi kitlelerini oluştururken, sayıca en önemli sürekli işçi kitlesi ise maden ocaklarında çalışıyordu. Zonguldak kömür havzasında çalışan maden işçileri önceleri angarya usulüyle çalışıyorlardı. Ereğli Kaymakamı ve Madeni Hümayun Nazırı Dilaver Paşa'nın hazırladığı çalışma tüzüğüne göre Ereğli kazasına bağlı 14 köyde yaşayan köylüler 13 yaşından 50 yaşına kadar ayda onbeş gün tarlada, onbeş gün de madenlerde çalışmak zorundaydılar. İş günü gündoğumuyla başlıyor, güneş batınca sona eriyordu, işçilerin barınakları son derece kötüydü. Ocaklarda bulunan doktorlar, yalnızca işçilerin hastalanmaları halinde çalışmaya devam edecek durumda olup olma
dıklarına karar vermekle görevliydiler. Çalışamayacak derecede hasta olan işçiler kendilerine bir merkep verilerek hiçbir tedavide bulunulmadan köylerine geri gönderiliyorlardı. Yine ilkel çalışma koşulları altında sık sık meydana gelen maden kazaları sonucunda hayatlarını kaybeden veya sakat kalan işçiler için hiçbir tazminat ödenmiyordu. Üretimin angarya usulüyle çalıştırılan işçilerle yürütülemeyecek ölçüde artmasından sonra zorla çalıştırma yavaş yavaş kaldırılarak ülkenin diğer bölgelerinden de işçi getirilmesi yöntemine başvurulmaya başlandı...
Madenlerin dışında ikinci büyük sürekli işçi kitlesinin toplandığı alan da, demiryollarıydı. Demiryollarında da işçiler ve memurlar için çalışma koşullan son derece kötüydü. Ateşçi, geçit bekçisi, makasçı gibi tehlikeli işlerde çalışan işçiler çok düşük ücretler alıyorlar, buna karşılık emekli sandığına girmeye bile hak kazanamıyorlardı. Hastalık, iş kazası gibi durumlarda işçilere çalışamadıkları süre içinde hiçbir ücret ödenmiyor, hatta daha sonra eski işlerine dönmeleri bile garanti edilmiyordu. Düşük ücretler ve son derece kötü çalışma koşulları, işçiler arasındaki tepkilerin giderek artmasına yol açarak sonunda 1908 grevlerinde ifadesini buldu.
- Yazıcı-dostu sürüm
- Yorum göndermek için giriş yapın veya kayıt olun



