Skip to main content

1 Mayıs 1977 Kitle Katliamı

1 Mayıs İşçi Bayramı olarak, yaklaşık elli yıllık bir aradan sonra ilk kez, 400 bini aşkın üyeli DİSK tarafından 1976 yılında kitlesel biçimde kutlanmıştı. Coşkulu ve renkli geçen bu kutlamanın ardından, 1977 yılında da 1 Mayıs kutlaması yine DİSK tarafından düzenleniyordu.

DİSK'e bağlı sendikaların, bir grup Türk-İş'e bağlı sendikayla bağımsız bazı sendikaların, çeşitli demokratik kuruluşların ve derneklerin katıldığı yürüyüş ve mitinge, emniyet raporlarına göre, “memleketin çeşitli yerlerinden gelen yaklaşık 53 dernek ve kuruluş ile 99 işçi sendikası" yer almıştı.

Mitinge katılanlar, sabah saat 10'dan beri toplandıkları Beşiktaş ve Saraçhane-Tepebaşı'ndan yürüyerek Taksim meydanına geliyor ve sırayla alandaki yerlerini alıyorlardı.

Alana yerleşme uzun sürmüş, mitingin normal süresi aşılmıştı. DİSK'in o sıradaki Genel Başkanı Kemal Türkler, DİSK üyesi sendikaların yerleşmesi tamamlandıktan sonra konuşmasını başlatmıştı. Türkler konuşmasının sonuna geldiğinde, topluluğu saygı duruşuna davet etmiş ve saygı duruşunun bitiminde saat 19'u biraz geçe ilk silah sesi duyulmuştu.

1 Mayıs davası iddianamesi, ilk silah atışının Abdülhak Hamit Caddesi'nden (Tarlabaşı'nın Taksim'e çıkışı) geldiğini, arkasından iki el silah daha atıldığını, Intercontinental Oteli'nin önünden de iki el silah sesi duyulduğunu belirtiyor.

Ateş açılan diğer yerler, iddianamede belirtiliyor: "Tesadüfi olmayan bu atışları, Intercontinental Oteli'nin muhtelif kat ve bölümlerinden, bu otelin yanındaki inşaat ve çiçekçi dükkânı içinden, PTT binasının üstünden, Pamuk Eczanesi'nin üstünden veya civarından aynı anda başlayan seri atışlar izlemiştir."

İddianamede çeşitli yönlerden açılan yaylım ateşinin 8-10 dakika sürdüğü belirtiliyor. Yüzbinlerce kişinin toplandığı alanda çıkan paniğin bilançosu 34 ölü ve 126'dan fazla yaralıydı. Ölenlerin 28'i ezilme ve boğulma sonucu hayatını kaybetmişti.

1 Mayıs öncesinde sol gruplar arasında süregiden gerilim, sağ basının açtığı kampanya ile körükleniyordu. Tercüman'ın ünlü imzaları Ahmet Kabaklı, Rauf Tamer, kehanetlerde bulunuyor, felaket tabloları çiziyor, "bütün yurdu kana bulaması mümkün kışkırtma ve tecavüz hareketleri"nden, "mallara, canlara kıyılabileceğinden", "saf vatandaş"ların evlerine kapanacağından söz ediyorlardı.

"Sokak işgal altında"ydı, "Mao'cu, Lenin'ci ve daha bilmemneci, fakat asla Atatürkçü olmayan bir tuhaf rüzgâr esecek"ti, "arabalar tahrip edilecek, camlar kırılacak"tı. Hergün gazetesinde, MİSK [Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu] Genel Başkanı Ömer Faruk Akıncı,1 Mayıs'ın "komünist bayramı ve ihtilal provası" olduğunu ilan ediyordu.

Bu kampanya çığlıkları altında, bütün bunlara fırsat açan sol-içi gerginliğin yarattığı zeminde, her şey olup bittikten sonra katliamı, sol-içi çatışma diye gösterebilmek de zor olmamıştı.

Cumhuriyet, Politika ve Vatan gazeteleri dışında bütün basın, 2 Mayıs gününden başlayarak bu temayı işlemiş, hatta bazıları (Günaydın) daha somut suçlu tespitleri yapabilmişti: "Mao'cu vatan hainleri, işçi bayramını kana buladı" gibi...

Miting öncesinde sol içindeki gerginlik, tarafların zaten varolan zıtlaşmaları dışında, mitinge katılma konusunda çıkmıştı. DİSK yönetimine egemen olan "ilerleme" çizgisi, tam bir zıt kutup oluşturan Halkın Birliği, Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu gruplarının mitinge katılmasını istemiyordu. Bu gruplar da 1 Mayıs mitingine katılma kararı almışlardı. Ayrıca 1 Mayıs'tan hemen önceki günlerde bu üçlü gruptan iki kişi öldürülmüş, bu da gerginliği artırmıştı.

Sol-içi çekişmelerden yararlanmak resmî ağızların da işine gelmişti. Olay akşamı İstanbul Valisi Namık Kemal Şentürk ve Emniyet Müdürü Nihat Kaner şu açıklamayı yapıyordu:

"...DİSK’in tertip ettiği miting normal bir şekilde sürmüştür. Ancak dağılmaya çok az bir süre kala, bazı gruplar Taksim alanına sızmışlardır. Çatışmayı bu sızan grubun başlattığı tanık ve çeşitli belgelerle saptanmıştır. Güvenlik kuvvetlerinin cansiperane karşı koymaları sonucu, daha da korkunç bitebilecek bu çatışma önlenmiştir. Hatta bir yağma, bir çapulculuk, anında alınan önlemlerle bastırılmıştır."

Başbakan Süleyman Demirel ise olay gecesi olağanüstü Bakanlar Kurulu toplantısına girmeden önce şunları söylüyordu:

"Kemal Türkler, mitingi bir türlü sonuçlandırmadı ve uzattı. Kemal Türkler'in, bu caninin meydana getirdiği bu olaylar, 15 Haziran olaylarının bir devamıdır... Maoist grup tarafından yaratılmıştır... DİSK mitinginde, CHP'nin belediye başkanı Ahmet İsvan da vardı. TİP'ten [Türkiye İşçi Partisi] de elemanlar vardı. İşte komünizmi tehlike olarak görmezlerse olaylar buraya kadar varır."

İlk günler geride bırakıldığında, cevaplanamayan bir dizi soruyla birlikte bir "tertip" ihtimali üzerinde durulmaya başlanıyordu. CHP tarafından oluşturulan bir soruşturma komisyonu ve İstanbul Barosu'nun kurduğu bir başka komisyon çeşitli tanıkları dinlerken, gazetelerde, alanın değişik yerlerinden seçilen görgü tanıklarının ifadeleri yer almaya başlamıştı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Osman Ateşoğlu da geniş bir soruşturma için toplum suçları bürosunun emrine tam 25 savcı yardımcısı vermişti.

6 Mayıs günü CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e çıkıyordu. Korutürk, Ecevit'i Demirel'den önce kabul etmişti. Ecevit Çankaya'dan ayrılırken gazetecilere, "bazı kuşkuları" olduğunu belirtiyor, bunu ancak Cumhurbaşkanı'na açabildiğim söylüyor, ertesi gün CHP'nin İzmir mitinginde bu kuşkularını şöyle dile getiriyordu:

"Ben, devlet içinde yer almakla beraber, hiç değilse devlet gücünden kaynaklanmakla beraber, demokratik hukuk devletinin denetim alanı dışında kalan bazı örgütlerin, bu olaylarda başlıca etken olduğunu ve hükümetin iki kanadının da, gereken önlemleri alacak yerde, bu öğütlerden yararlanmak istediği kanısındayım."

Mehmet Ali Birand'ın 12 Eylül kitabında yazdığına göre, Ecevit'in "kuşkuları", Özel Harp Dairesi ile ilgiliydi. Altı Cumhuriyet savcı yardımcısı, 17 klasör tutan soruşturma evrakından 41 sayfalık bir iddianame ile "eldeki sanıkları" mahkemeye sevketmişti.

Mahkemenin daha sonraki seyrinde, tanık konumundaki polislerin birçoğunun ifadelerini geri aldığı görülmüş, bunların arasında aynı anda 49 sanığı teşhis den bir polis memuru da yer almıştı.

Daha ilk oturumda savcılık makamı, asıl faillerin mahkeme huzuruna getirilmesi talebinde bulunmuştu. Duruşma savcısı, ayrıca, dosyada bulunan fotoğraflardan 12 tanesinin Adli Tıp Başkanlığı’na gönderilerek, "bu fotoğraflar üzerinde işaretlenmiş yerlerdeki pencere, dam ve çatı ve diğer yerlerde görülen kişilerin, mümkünse yüzleri belli olacak şekilde, bu olmadığı takdirde ne yaptıkları ve ellerinde ne bulunduğu anlaşılacak bir şekilde büyütülmesi"ni istemişti.

Bu davanın iddianamesini hazırlayan altı savcı yardımcısı ise, iddianamede cevaplanamayan şu sorulara ve şu görüşlere vermişti:

"Inter Continental Ötelinin önü yüzden fazla toplum polisi memuru tarafından korunduğuna göre, bu silahlı şahısların uzun menzilli silahların ile otele nasıl girip nasıl çıktıkları suali cevapsız kalmaktadır.”

"Hükümet komiserinin, yetkisinde olmasına rağmen çıkması muhtemel olayları ve bunların sanıklarını belirleyecek film ve fotoğrafçıları münasip yerlerde görevlendirmesi doğal iken, bu hususun yerine getirilmediği görülmektedir."

"Tertip olunan bu hareket 100 bin kişinin üstünde mitingi izlemekte olan halk üzerinde yılgı, korku ve panik yaratmayı amaçlamaktaydı... Alanın içinde ve dışında görevlendirilen panzerlerin siren çalmaya başlamaları, halkın arasında alanın o tarafına bu tarafına ilerlemeleri, ses bombaları atmaları ve bir yerlere sığınan halkın üzerine su sıkmaları, ateş açmaları, normal muhakeme ve soğukkanlılığını büyük ölçüde yitirmiş, can korkusu içindeki bu 100 binlik kitlenin panik içine düşmesini süratlendiren diğer bir etken olmuştur."

O günün polis telsizlerinin bant kayıtları nasıl kaybolmuştu? Yukarıda sözü geçen panzere ısrarla kim emir vermişti? Taksim Sular İdaresi duvarı üzerinden, elleri başının üzerinde indirilenler kimlerdi? Neden salıverilmişlerdi?

Sıraselviler-Gümüşsuyu yönünde çevreye ateş ederek geçen sivil plakalı beyaz Renault'ta kimler vardı? Emniyet aracı olduğu iddia edilen bu araçta, Samsun'da görevli Alaattin adlı bir binbaşı bulunuyor muydu?

Intercontinental Oteli 3 gün rezervasyon kabul etmemiş olduğu halde, 1 Mayıs sabahı Yeşilköy'den otele gelip yerleşen ve olaydan sonra Salı akşamı İstanbul'u terkeden yabancı bir kafile var mıydı?

Pamuk Eczanesi'nin üst katında, sahibi tarafından pazar günü açılmayan bir otomobil acentasının kapısını anahtarla açıp giren, bir süre çekirdek yiyip, sigara içerek bekleyen, oradan dışarı ateş ettikten sonra silahları dosyalar arasına saklayıp çıkanlar kimlerdi?

Adli Tıp'a büyütülmek üzere gönderilen fotoğraflar kayıp mı olmuştu?

Yalnız soruşturmayı yürüten savcılarınki değil, başka soruşturma girişimleri de bir yarar sağlayamadı. Olayın gerçek tertipleyicileri, bazı soruların karanlığında kayboldu. Olayı tertipleyenler, tertibe göz yumanlar, yardımcı olanlar, görevini savsaklayarak ya da bilerek soruşturulmasını engelleyenler, idari ya da siyasi sorumluluklarının gereğini yerine getirmeyenler bugün de, konunun üzerine kimsenin gidememiş olmasının rahatlığını yaşıyorlar.

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes