Skip to main content

1 Mayıs’ta Taksim’de Taraf Olmak

1 Mayıs 2009’da, Ahmet Altan “bugün kendini sol olarak gören genişçe bir kesim solculuğu Taksim Meydanı itişmesine, AKP karşıtlığına indirgemiş durumda” diyordu. Yalnız değil. “1 Mayıs’ı ille Taksim’de kutlayacağım” ısrarını akılcı bulmayan başkaları da var. Bazıları akılcı bulmamakla kalmıyor, bu ısrarda, ısrarla Ergenekon’un izini arıyor. Bir sendikacı bile, 1 Mayıs akşamı Yasin Aktay ve Ferhat Kentel ile yaptığı mülakatta: “Bu ısrar, 1977’nin 25. seneyi devriyesinde anlaşılabilirdi ama 2007’de başladı” diyerek kendince şüpheli bir duruma işaret ediyordu. 25. yılda anlaşılabilir bir talep, katliamın 30. yılında (2007) veya Osmanlı’daki ilk 1 Mayıs kutlamasının 100. yılında (2009) şüpheli hale gelebiliyor demek ki?! Taksim Meydanı talebini, AKP karşıtlığına indirgeyebilenlerin, yalnızca bir-iki otoriter eğilimli muhafazakâr olduğunu sanıyorduk.

Çıkarılması muhtemel suni rejim bunalımlarına karşı, demokratik sistemin bekası için, AKP’nin rejim için tehdit teşkil etmeyen bir merkez sağ parti olduğunu vurguladık. Bu bağlamda, AKP’nin “merkez sağ” olarak vaftiz edilmesi, şüphesiz kayda değer bir önlemdi. Öte yandan bu, AKP’nin siyasal açıdan “liberalliğinin” vesayetçi yapının karşısında konumlanması gerekliliğinden kaynaklandığını ve aslında bununla sınırlı olduğunu görmemize engel olmadı. Ekonomik liberalizme gelirsek, AKP zaten gelmiş geçmiş merkez sağ partilerden ayrık bir tutum sergiliyor değildi. Tüm bunlar, AKP’yi, merkez sağ, “liberal” sağ, reformcu bir sağ parti olarak okumamıza imkân verdi ancak onu, herhalde, işçinin ve emekçinin partisi yapmadı? O halde işçi ve emekçinin AKP’ye muhalefet etmesinden daha doğal ne olabilir? “Her kaostan yararlanmaya çalışan darbeci bir çeteciliğe mazeretler” bulmamak için, nasıl düşünmemiz, nasıl davranmamız gerekiyor? Darbeciler ne menem bir ipotek tesis edecekler iradelerimizin üstünde? Bunca yıl uygulanan baskı ve şiddetin bahanesi, iç ve dış mihraklara alet olunmasına mani olmak değil miydi? Karışıklıktan medet umanların/darbecilerin ekmeğine yağ sürmemek, aynı mazeretin bir başka özne ile ikamesi değil de nedir?

Ayrıca konuya bambaşka bir açıdan da yaklaşılabilir. Taleplerin yerine getirileceği yönünde oluşan bir kanaat, ülkenin içinde bulunduğu konjonktür de rol oynamış olamaz mı “Taksim’de 1 Mayıs” ısrarında? Türkiye’deki asıl iktidar ile mücadele ettiğini ilan eden taraftarlar, Taksim’de 1 Mayıs’ın taşıdığı tarihsel ve sembolik öneme neden gözlerini kapamalılar? 1 Mayıs 2009’da Taksim’de, göre göre Türkiye solunun sığlığını mı görmeliyiz?

1 Mayıs 1977, 1 Mayıs kitleler tarafından coşku içinde kutlanmasın, örgütlü emek, sol, bir güç haline gelmesin diye yaşandı; 12 Eylül’e giden yolda, en önemli dönüm noktalarından biri oldu; devlet içindeki darbeci, faşizan ağların en “meşhur” tertibi olarak tarihe geçti. Bugün hangi solcunun hangi konudaki hangi tavrı veya tereddütü veya sığlığı bu gerçeği değiştirebilir? “Velev ki” Taksim’e yürüyenler arasında, bir kısım “tembelleşen”, “lümpenleşen”, “zalimin yardakçısı haline gelen” solcu da var. Onlarla taraf tutmamak adına neye taraf olacağız? Taraftarlar mıdır yoksa ilkeler ve düşünceler midir tarafları belirleyen? Ergenekon’da taraf olup, Taksim’de 1 Mayıs konusunda taraf olmamak, bunun tersi kadar yaman bir çelişki değil mi? 1 Mayıs, 1 Mayıs 1977’yi ve o gün Taksim’de can veren 37 insanı anma; insan hayatıyla ve bir ülkenin kaderiyle oynama cesaretini kendinde bulan “güçleri” lanetleme günü.

Sendikaların “Taksim” ısrarını anlamayanların, bir demokraside özgürlüklerin nasıl kullanılacağının değil, nasıl sınırlanacağının belirlenmesinin esas olduğunu hatırlaması lazım. Taksim’e neden gidildiğinin değil, neden gidilemediğinin açıklanması gerektiğini ve bu açıklamaların da, kanunda sınırlama için öngörülen şartlara uygunluk bakımından denetleneceğini öğrenmesi lazım. Taksim Meydanı’nın emekçilere kapalı olmasının, demokratik olduğunu iddia eden bir ülkede, hiçbir makul ve kabul edilebilir gerekçesinin bulunmadığını idrak etmesi lazım. Tayyip Erdoğan da anlamıyormuş Taksim ısrarını. Sayın Başbakan’ın ısrarlarını da bir türlü anlamayan bir sürü insan var bu ülkede. 1 Mayıs, demokrasi için mücadele günü.

12 Eylül faşizminin sahiplenilen, benimsenen, içselleştirilen mirası değil mi söküp atamadığımız? Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin çoğu hâlâ aşılamadı. Her türden baskı ve zorbalık, yerini ve zamanını bulduğunda dizginleri ele alabiliyor. Emekçiler ve onların örgütleri, hâlâ rejim için tehdit unsurları olarak algılanıyor. Nitekim bir polis ara sokakların birinde panzerini göstericilerin üzerine sürerken bağırıyordu: “kaçmayın ulan kaçmayın, gelin vatan hainleri”. İşte size güvenlik bürokrasisinin risk algısının somut nedeni. 1 Mayıs’ta Taksim, DİSK’in bir “takıntısı” olmaktan çok, 12 Eylül rejiminin tabusu. 1 Mayıs, faşizm ile mücadele günü.

Yine kuş seslerinin helikopter seslerine eşlik ettiği bir Mayıs sabahı, kortejler ayrı ayrı, kontrollü bir biçimde, polis barikatları arasından meydana alınıyor. Hâlâ “devlet” iki kolumuzda sanki: “yürü”, “yavaş”, “hadi”, “başını eğ”, “kalk”! İşçinin gözleri bağlı değil neyse ki. Ayrıca açık havadayız. Bu hava, öğleye doğru dağılacak neyse ki. Makul bir kalabalığın meydana girmesine izin verilmiş. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasında alın size objektif bir kriter! Bir pazarlıktır gidiyor. Son tahlilde, yüce gönüllü İstanbul idaresi kaç kişiyi, kimi uygun bulacaksa, onlar girecek Taksim’e. Celalettin Cerrah tüm endamıyla sahnede. Zihinlerde geçen yılların dehşet verici anıları. Bu yıl, bir yanda yüzünü gözünü örtme ihtiyacı duymamış hatta yer yer elinde çiçek tutan polisler, diğer yanda pek tanıdık coplu, gaz bombalı robokoplar var. Türkiye “demokrasisinin” iki yüzlü hali, “kötü” yüzüne tercih edilir tabii. 1 Mayıs, hukuk devletinin polis devleti ile mücadele günü.

2009’da 1 Mayıs, tam otuz bir yıl sonra DİSK tarafından Taksim’de kutlandı. Üstelik 1 Mayıs yeniden resmi tatil. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi. Er ya da geç yüz binlerin yeniden Taksim’de buluştuğunu da göreceğiz. Bununla birlikte, Türkiye’de gerçek anlamda bir çoğulcu demokrasi tüm kurumlarıyla yerleşene kadar 1 Mayıs, faşizm ile demokrasinin çarpıştığı bir gün olmaya devam edecek. Her 1 Mayıs, bu çarpışma, Taksim Meydanı’nda ete, kana bürünecek. Hiçbir darbeci, hiçbir lümpen, hiçbir felsefe yoksunu, bu gerçeği değiştirmeyecek. Evet, Taksim Meydanı “itişmesi” bundan ibaret! Bu itiş kakışa taraf olmayan, Türkiye’de demokrasiye, özgürlüklere, sivil iktidara taraf olabilir mi? Türkiye’de demokrasiye, özgürlüklere, sivil iktidara taraf olmayan, Taksim’de 1 Mayıs’a taraf olabilir mi?

Zeynep Aydos - Taraf
*Hukukçu / zeynepaydos@hotmail.com

5 May 2009 tarafından moderator

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes