Skip to main content

1 Mayıs Demokratik Konferansla Taçlanmalı

2009 1 Mayısı Türkiye'deki demokrasi mücadelesinin zorlu bir sürecinde kutlanacak. 1 Mayıs Türkiye'de her zaman demokrasi ve özgürlük mücadelesinin sembol günlerinden biri oldu. 1 Mayısı sadece emekçilerin dayanışma günü olarak ele almak, 1 Mayısın Türkiye'deki tarihine saygısızlık yapmak olur. Önemli bir günün arkasındaki tarihi bilmende anmak, o güne yapılacak en büyük saygısızlıktır. 1 Mayıs Türkiye'de devrimci demokratların özgürlük ve demokrasi mücadelesini yükselttikleri en önemli günlerden biri oldu. Türkiye gibi bir ülkede 1 Mayısın içeriği böyle olmasaydı, o 1 Mayıs zaten anlamlı kutlanmış olmazdı.

Geçmişte işçilerin ve demokratların 1 Mayıs kutlamasına ve bu günü bir demokrasi günü haline getirmesine en fazla karşı çıkan Türk-İş olmuştur. Yeni kuşaklar bu gerçeği bilmese de orta yaşlılar Türk-İş'in bu 1 Mayıs karşıtı karakterini çok iyi bilmektedir. İsteyenler 1970'li yıllarda Türk-İş'in 1 Mayıs günleri öncesi nasıl açıklamalar yaptığını ve 1 Mayıs günleri nasıl tutum takındıklarını öğrenebilir. Bu nedenle 1 Mayısın tarihinin Türkiye halkına ve işçilerine çok iyi öğretilmesi gerekir. Aksi halde 1 Mayıs şehitlerine ve 1 Mayısı Türkiye'de özgürlük ve demokrasi günü haline getirmek isteyen emekçilerin emeklerine haksızlık yapılmış olur.

Biz bu 1 Mayısta özgürlük ve demokrasiye ihtiyaç duyan her kesimin 1 Mayıs alanlarına koşmasını bekliyoruz. Bugün demokrasi en fazla da Kürtlerin, kadınların ve emekçilerin talebidir. Bu nedenle tüm Kürtler Newrozlarda olduğu gibi 1 Mayısta da alanlara akmalıdır. Demokrasi ve Özgürlük Mücadelesi günü olan 1 Mayısı özgürlük ve demokrasinin en temel gücü olan Kürtler özüne layık kutlamalıdır.1 Mayıs bayrağını en fazla da Kürt gençleri ve kadınları dalgalandırmalıdır. 'Bıji 1 Gulan!' sloganıyla tüm Kürtler ve dostlarının 1 Mayısta olmalarını diliyoruz.

1 Mayıs aynı zamanda Türkiye halkıyla Kürt halkının ortak demokrasi platformu haline getirilmelidir. 29 Mart seçimleri ortaya çıkardı ki Türkiye'nin acil olarak bir demokrasi hareketine ihtiyacı vardır. Halk AKP'den memnun değildir ve desteğini çekmektedir. Ancak alternatifi olmadığı için hala bir kısım halk oyunu AKP'de tutmuştur. AKP'nin daha fazla gerilemesini engelleyen, alternatif bir demokrasi hareketinin olmamasıdır.

CHP, AKP'nin bu duruma düştüğü bir süreçte oyunu fazla arttıramamıştır. AKP'den uzaklaşan halk, CHP'yi alternatif olarak görmüyor. CHP'nin mevcut siyasi ortamda oyunu fazla arttırmaması, AKP'den çekilecek oyların CHP'ye gitmeyeceğini gösteriyor. Hatta CHP'de kalan bazı oylar da başka bir alternatif olmadığı için orada durmaktadır.

Tüm bu gerçeklikler ilk bakışta görülecek karakterdedir. Türkiye'yi alternatifsiz bırakanlar Türkiye'nin sol demokratları ve gerçek değişim isteyen demokratik dinamikleridir. Ortak bir demokrasi hareketi yaratmayarak Türkiye halklarını AKP ve CHP'ye muhtaç kılmaktadırlar.

Sorun sadece seçimi kazanmak değildir. Ancak bir demokrasi hareketi 29 Martta Mersin ve Adana'yı rahatlıkla kazanabilirdi. Önemli olan halka güven veren bir demokrasi hareketi yaratmak ve bunun sinerjisini açığa çıkarmaktır. Türkiye'de bunun koşulları oluşmuştur. Eğer dar ideolojik kalıplarla hareket edilmez ve sekter olunmazsa çok geniş kesimlere hitap edecek bir demokrasi hareketi yaratılabilir. Eğer yaratamıyorsak bunun nedenlerini sorabilmeliyiz. Böyle bir hareketi AKP ve CHP hiç istemez. Nitekim bir demokrasi hareketini en fazla bu pati engelliyor.

Böyle bir demokrasi hareketi AKP'nin demokrasinin demagojisini yapmasına fırsat vermeyecek, CHP'nin ise devletçi sahte demokrat yüzünü açığa çıkaracaktır. Her ikisi de halkın demokrasi ve adalet duygularını sömürmektedir. Bu nedenle gerçek bir demokratik ve adaletçi hareketin ortaya çıkmasını engelliyorlar. AKP hükümet imkanlarını ve kurumlarını kullanarak, CHP ise bazı çevreler ve ilişkileri yoluyla 29 Mart öncesi bu engellemeyi yapmıştır.

29 Mart gösterdi ki bir demokrasi hareketine acil ihtiyaç vardır. Esas olarak da temel siyasal durumu ve görevleri tespit edecek bir konferans olmalıdır. Sosyalistlerden kendini liberal demokrat olarak tanımlayanlara kadar geniş yelpazede bir bileşimle toplanmalıdırlar. Adı üstünde demokrasi konferansı; uygun bir bileşimi gözetmelidir.

Türkiye'de siyasal durum nedir? Hangi siyaset Türkiye'de demokrasinin gelişmesinin önünde engeldir. Hangi siyaset ve temel talepler etrafında halkın demokratik Türkiye özlemini karşılanır konularına cevap veren bir konferans olmalıdır.

Her şeyden önce AKP ve CHP'nin Türkiye'nin demokratikleşmesinde rol oynamadıklarını, oynayamayacaklarını tespit etmek önemlidir. Birkaç basit gerçek ve birkaç çıplak görev böyle bir demokrasi hareketinin kuruluşunu rahatlıkla sağlar. Çok fazla demagojik tartışma sadece basit gerçekleri ve görevlerin üstünü örtmekten başka bir sonuç vermez.

Tabii ki tartışmaları olmalıdır; demokrasi güçlerinin kafası ve önü netleşmelidir. Daha doğrusu bugünkü Türkiye gerçeğindeki basit gerçekler ve görevlerin herkes için anlaşılır hale getirilmesi önemlidir.

Gerçek siyasetçi sonuç almanın kısa yolunu bulandır; gerçekleri ve görevleri sade ve anlaşılır hale getirendir. Bu gerçeklik ışığında da siyasete müdahale edendir. Siyaset biliminin esası budur. Birincisi meşruiyet ve ihtiyaçları ortaya koyar. İkinci aşama ise görevleri yerine getirmektir. Görevleri yerine getirmek de demokratik güçlerin demokratik siyaset yapmasıyla ya da siyaseti tabandan başlatmakla mümkündür.

2009 1 Mayısı bir demokrasi konferansıyla taçlandırılmalıdır. Emekçiler ve tüm halk 1 Mayısta bu konferansın sosyal ayağını oluşturmalı, toplanacak konferansta siyaset ve örgütlülük ayağını tamamlamalıdır.

2009 1 Mayısında halk kendi konferansını yaptı; demokratik siyasetçiler de toplanarak bunu ete kemiğe büründürsünler diyebilmelidir. 1 Mayısa katılan bütün halkımız demokratik güçlere böyle bir konferans gerçekleştirme görevini vermelidir. Özgürlük ve demokrasiyi gerçekleştirmek için 1 Mayıs alanlarına çıkanlar demokrasi konferansının toplanmasını gündemleştirmeli ve bunu tüm demokratik güçlere dayatmalıdır.

Bu demokrasi konferansının en temel ayaklarından birinin demokratik Kürt hareketi olacağı kesindir. Bu açıdan bu 1 Mayısta her yerde DTP üzerindeki baskılar protesto edilmelidir. Tüm Türkiye halkının ve emekçilerinin Kürt halkının demokratik siyasi iradesi olan DTP'nin yanında olduğunu net bir biçimde ortaya koymalarıdır.

DTP'ye yönelik tutuklamalara karşı protestolar cılız kaldı. Demokratik güçler bu konuda sorumluluklarını yerine getirmediler. Bunu ciddi bir olumsuzluk olarak görmeliyiz.

1 Mayısta bu yetmezlik giderilmelidir. Türkiye halkıyla Kürt halkının özgürlük ve demokrasi için mücadele birliği ancak böyle sağlanır. DTP'ye yönelik bu saldırılara karşı koymadan halkların kardeşliğinden ve demokratik birliğinden söz etmek mümkün değildir. DTP Kürt halkının demokratik siyasi iradesiyse, Kürt halkının bu siyasi iradesine yapılan saldırıya karşı koyarak halkların birliğinin gerçekleşmesinin duygu ve düşünce birliğini yaratalım.

1 Mayıs Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin ve tüm demokrasi şehitlerinin özlemi olan Türkiye halkıyla Kürt halkının kardeşçe birliğinin gerçekleştiği demokratik Türkiye'yi yaratmanın dönüm noktası haline getirilmelidir. 1 Mayıs alanları bunun için doldurulmalıdır.

Hüseyin Ali - Günlük

28 Nisan 2009 tarafından moderator

Yorumlar

Mumdan Kayıklarla Alev Denizinden Geçmek...

Nisan 29, 2009 tarafından Ziyaretçi, 45 hafta 1 gün ago
Comment: 14

Konuşma yüreğin kapısıdır. Eğer dikkat edilmez ise aklın tüm kaygıları ayaklar altına serilir. Ateş cama can verir, ama canı da yakar. Kaygılarımızı ateşten gömlek gibi sırtımıza kuşandığımız zamanlarımız en çok hataya meyil ettiğimiz anlarımızdır. Aklın ve yüreğin içinde hesap, kitap, denge… Bunaldığımız kapların biçimini almaya yöneldiğimizde gidilecek yol kalmıyor. Her yolun bir hikayesi, her hikayenin de kahramanı vardır.

Mumdan kayıklarla geçilen alev denizi de bir yol haritası ister. Çünkü kayıklar mumdan, mum ise aleve dayanıksızdır. Alevin erittiği tekrar eski haline getirilemez. Alev denizi ancak isyan kıvılcımından harlanır. Kıvılcımın etkisinden midir bilinmez, en güzel sevdalar da isyan günlerinde yaşanmış olanlarmış. Çünkü, ruh isyan zamanlarında özgürleşir ve esaretinden uzaklaşıp, kendi soylu dünyasıyla (alev deniziyle) buluşurmuş. Bu yüzden susmaz, durulmazmış Anadolu’nun isyanı… Bu yüzden pamukta, tütünde, tarlada ırgat… Sevdada usta, yürekte kahraman insanımız bin yıldır aynı umudu ekermiş ay dolanırken gecenin etrafında…

Kimler geçmedi ki mumdan kayıklarla alev denizinden, kimler ateş hırsızlığı yapmadı? Ateşi üflediğinde sevdası yakıcı bir kuş iken yüreğinde, “Ölürsem dağlar için ölürüm, kalırsam vuruşkan bir şahan gibi” diyen Ferhat mı? “Hakkımızda devlet vermiş fermanı, ferman padişahınsa dağlar bizimdir” i Fırka-i İslahiye zorbalığının arsız yüzünde şamar gibi patlatan Dadaloğlu mu? Dağlardan rüzgara salıp gönderdiği selamı Bolu Beyi’nin diz bağlarını çözen, yürek yağlarını eriten Köroğlu mu? Darağacında asılmadan önce sadece dostun gülünden yaralanan Pir Sultan mı? Üç derdi (ayrılık-yoksulluk-ölüm) bir birinden seçilmez ve geçilmez olan Karacaoğlan mı? “İdama mahkum olanlar bile bile asılmaya nasıl giderler?” dediği için İstiklal Mahkemesi’nin Bodrum’da 3 yıl sürgüne mahkum ettiği Cevat Şakir mi? Ve yokluklarında umudun ve düşün Kaf Dağı’nın ardında kırıldığı isimli, isimsiz niceleri mi?

Mumdan kayıklarla alev denizinden geçmek, İ.Ö 73’te Spartaküs ilk özgürlük ateşini yaktığından bu yana her yerde zor zanaat… İnsanlığa adanmış 82 yıllık ömrün sahibi Fidel Yoldaş’a, mavi koyları haramilerin yağmasına hazırlanan Heredot’un memleketinden “Hasta la Victoria Siempre” diye seslenirken de… Yurtsever direnişi Beyrut’ta bayraklaştıranlara 10 günlük bebeyi ağzında emziğiyle ölüme yolculayan uğursuz silahın ülkemden gönderilmiş olmasının onursuzluğunu izah etmenin nafile çabası da… İsyanı, umudu ve sevdayı Anadolu topraklarında direniş siperlerine dönüştürme çabası da…

Ateş ve ruh, yürek ve can birbirinin ikizidir. Spartaküs’ten bu yana ateş yere düşmemiş ve karanlıkta ışık verebiliyorsa, ateş ruhla halen dans edebildiği içindir. Ve halen umuda zulmün kurşunu işlemiyorsa, mumdan kayıklarla alev denizinden geçilebildiği içindir.

Mumdan kayıklarla ateş denizinden geçen Deniz’ler; ülkedeki baş eğmezliği ve ayakların baş olabileceğini resmetmişlerdi. Deniz Gezmiş’in dava yoldaşı Yusuf Aslan idam sehpasına çıkarken “Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için bir kez ölüyorum! Sizler, bizi asanlar, şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz.!” demişti. İdamlarından 37 yıl sonra da Denizler öğretmeye devam ediyorlar. 1 Mayıs’ta alev denizinden geçenler Deniz olup Taksim’de buluşacaklar. İşbirlikçiler efendileri geldiğinde İstanbul’a, emekçilere açık cezaevi yaşamı onursuzluğunu hep yaşattılar. 1 Mayısta Taksim’de olmak bu kimliksiz biata dur demektir. Umudu 6 Mayıs 1972 Ankara Merkez Kapalı Cezaevi idam sehpalarından, 1 Mayıs 2009’da Taksim’e taşımak tarihe ve ülkeye boynumuzun borcudur. Düne dek kan, barut, biber gazı kokan Taksim 1 Mayıs 2009’da kızıl karanfil ve Deniz kokmalıdır. Mumdan kayıklardaki yelkenler yakılacak, karanlıkla köprüler atılacak, Deniz’lerin alevi 1 Mayıs’ta Taksim’e akacak… Bu irade orantılı-orantısız güçle bastırılamayacak denli soylu bir tarihten beslenmektedir. Demir almış ve rotası Taksim olan tüm kayıklara şimdiden iyi seyirler. O büyük günün var edeni değil, tanığı olacağız aynı zamanda. “Deniz’imizin mavi uçsuzluğuna, alevin kızıllığı bu kadar mı yakışırmış” demenin bahtiyarlığını, tükenmeyen geçmişimizle buluşturacağız…

Ayhan KARAHAN

ayhankarahan@gmail.com

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes